27 Ağustos 2012 Pazartesi

5 Mart 2012 Pazartesi

Bayrak

Byzans- ConstantinopleOsmanlı Devleti, 1844


Türkiye Cumhuriyeti, 1936


Yazının devamı

11 Ocak 2011 Salı

Osmanlı'nın gerileme döneminde Anadolu'ya & Anadolu'dan göçler



Osmanlı'nın gerileme ve çöküş yılları müslüman tebanın kaybedilen topraklardan Anadolu'ya, gayrimüslim tebanın da Anadolu'dan dışarıya göçlerine sahne oldu. ABD'li tarihçi Justin McCarthy'nin hazırladığı harita 1770-1923 yılları arasında gerçekleşen bu göçleri anlatıyor.


Yazının devamı

1 Ocak 2011 Cumartesi

Atlantropa ile Çanakkale Boğazı'na Baraj

Atlantropa Alman mimar Herman Sörgel'in (1885-1952) 1920'lerde yarattığı ütopik bir projeydi. Herman Sörgel Akdeniz'in suyunu Afrika kıtası içlerine akıtarak deniz seviyesini azalttıktan sonra Avrupa ile Afrika'nın birleşmesinden doğacak Atlantropa adlı yeni bir kıta yaratmayı planlıyordu. Proje Akdeniz'in iki ucundaki Cebelitarık ve Çanakkale Boğazı'na yapılacak barajlarla tamamlanıyordu. Alman mimar Atlas Okyanusu ve Marmara Denizi'nin su seviyesi Akdeniz'in su seviyesine göre yüksek olacağından boğazlara kurulacak barajlarla çok büyük miktarda enerji üretmeyi planlıyordu. Projeye göre Avrupa ile Afrika İtalya-Sicilya-Tunus üzerinden köprülerle bağlanacaktı. Deniz çekileceği için Ege ve Adriyatik'te önemli miktarda deniz karaya dönüşüyordu. Yunanistan ile Türkiye neredeyse birleşiyordu.

Proje adına bir enstitü kurulmasına rağmen Nazi Almanyası'nda küçümsendi, alay edildi. Atlantropa Herman Sörgel'in şüpheli ölümünden sonra tamamen unutuldu. Mimar, bisikleti ile ders vermeye gittiği üniversitenin dümdüz yolunda bir arabanın çarpması sonucu öldü. Araba sürücüsü bulunamadı.

Atlantropa projesi
Akdeniz'in sularının Afrika içlerine aktılmasıyla kara kıtanın ortasında iki büyük göl oluşacaktı:


Yazının devamı

26 Kasım 2010 Cuma

Uzun uzun kavaklar






Anne anne kalksana
Lambaları yaksana
Şuayyib'imi vurmuşlar
Çaresine baksana



Batı Trakya, II.Dünya Savaşı sırasında (1941-1944) Almanya'nın müttefiki Bulgaristan tarafından ikinci kez (ilki II.Balkan Savaşı sonrasında) işgal edilmişti. Mihver Devletleri'nin savaşı kaybetmesinden sonra Bulgaristan Batı Trakya'yı boşalttı. Yerlerini 1944 sonlarında İngiliz askerleri aldı.

İngiliz askerleri tarafından kazaen öldürülen Gümülcüne'li Şuayyib için söylenen anonim türkünün ilk dörtlüğü ilkokulda ezberlediğimiz bir şiiri andırıyor.

Anne anne kalksana
Lambaları yaksana
Şuayyib'imi vurmuşlar
Çaresine baksana

Anlamadım bir anda
Hastahane yolunda
Şuayyib'i görenler
Sandı ecel yolunda

Hastanenin kapısı
Demiryoluna bakar
İçindeki hastalar
Ecel yoluna bakar

Dayanamam ben artık
Kalbim benim pek yanık
Yandım aman çok yandım
Dertlerime çare yok

Mahşer gibi insanları
Saygı verdi gönülleri
Şuayyib beyi vuranlar
İngiliz’in çavuşları


Kaynak:Öyküsüyle Notasıyla Batı Trakya Türküleri, Reşit Salim– Osman Arda, 1994 Gümülcine


Yazının devamı

30 Ekim 2010 Cumartesi

Savaşta fotoğrafçıya poz vermek

Mustafa Kemal'in 1921'de Ankara Dikmen sırtlarında dinlenirken çekilmiş bir fotoğrafı vardır, I.Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru böbrek rahatsızlığının tedavisi için çarpışmalar devam ederken Viyana ve Karlsbad'a kaplıca tedavisine gittiğini düşünürseniz (Bkz: Mustafa Kemal'in kendi Karlsbad günlükleri) kar üzerinde uyuması Mustafa Kemal'in sağlığı için iyi olmamıştır.




Ama belki de uyumamış sadece poz vermiştir.


Yazının devamı

3 Ağustos 2010 Salı

Mustafa Kemal'in Latin Alfabesi ile ilk Türkçe mektubu

Mustafa Kemal İttihat ve Terakki tarafından 1913-1915 yılları arasında ataşemiliter görevi ile sürgün olarak gönderildiği Sofya'dan arkadaşı Corinne Lütfü'ye sık sık Fransızca mektuplar yollamış. Meğer bu mektuplardan bazıları Latin harfleri kullanılarak (Fransızca imlasıyla) Türkçe yazılmış. Melda Överim'in "Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü" adlı kitabında aşağıdaki mektubun bunlardan ilki olduğu belirtiliyor. Mektup 28 Haziran 1914'te yazılmış, yani Harf İnkilabından (1928) 14 yıl önce.



Sol tarafla sağ tarafın alakası varmış gibi görünmüyor. Sökebildiğim kadarıyla şunlar yazıyor:

Cher (sevgili) Corinne

Son mektubun adeta yunanistanın geçenlerde ... ... protestationa benziyor ..., bundan sonra artık mutlaka muharebe olacak ... ...
..., netice tahmin olduğun gibi çıkmayablir. Bunun için bir taraf zaif olduğundan diğer taraf protestationda.


Diğer sayfa:

sevimli hanım arkadaşlarına "... ... ... ..." diye tanıtmazsın. bu seviyede birgun bende onları tanımak şerefine nail olduğum zaman seni hususi zan ve tavsiyelerinden dolayı tasdik ittiririm.

Gözlerinden öperim.

M.K.


Mektupta geçen bazı harfler ve karşılıkları şöyle
(dj): (c) veya (ç)
(ou): (u)
(ei): (i)


Yazının devamı

10 Nisan 2010 Cumartesi

Zürcher'in Ittihat ve Terakki ile Kemalist dönem kıyası

Erik Jan Zürcher


Yakın Türkiye tarihi hakkında araştırmaları ve kitapları bulunan Hollandalı tarihçi Erik Jan Zürcher, İttihat ve Terakki ile Kemalist yönetim dönemleri arasında şu karşılaştırma/benzeştirmeyi yapıyor:

Direniş evresi (1906-1908 ve 1919-1922),
Çoğulcu evre (1908-1912 ve 1922-1925),
Diktatörlük evresi (1913-1918 ve 1925-1945).


Zürcher'e göre 1926'daki İzmir Suikasti yargılamaları, sanıkların çoğunun İttihatçı olması nedeniyle İttihatçı-Kemalist çatışması gibi görünse de aslında devam eden Jön Türk hareketinin iç hesaplaşmasıydı. Gerçekten de yargılananların İttihatçı olmasına karşın o sırada CHP'nin yönetici kadrosunda ve bürokraside daha çok İttihatçı vardı.

Kaynak: Meclis-i Mebusan'dan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Kopuş ve Süreklilikler, Hasan Kendirci


Yazının devamı

13 Mart 2010 Cumartesi

Üçüncü Meşrutiyet

İş Bankası Kültür Yayınları Mahmut Goloğlu'nun Millli Mücadele Tarihi'ni anlattığı seriyi yeniden basmaya devam ediyor. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin anlatıldığı ilk iki bölümden sonra son olarak Üçüncü Meşrutiyet, Birinci Büyük Millet Meclisi yayımlandı.

Mahmut Goloğlu Birinci Büyük Millet Meclisi dönemini (23 Nisan 1920 - 15 Nisan 1923) Üçüncü Meşrutiyet olarak adlandırıyor. Yanlış bir tanımlama sayılmaz, çünkü bu tarihlerde henüz saltanat ilga olmamıştı, Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmamıştı, Osmanlı Devleti de halen devam etmekteydi.


Birinci Büyük Millet Meclisi mebusları

İstanbul'daki son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı kapatıldıktan sonra Birinci Büyük Millet Meclisi çalışmalarına onun kaldığı yerden devam edecekti, hatta Birinci BMM ilk olarak OMM'nin son görüştüğü konuyu görüşerek işe başlamıştı. Açılış sırasında padişah adına hutbeler okutulmuştu. Birinci BMM'nin 437 mebusundan 83'ü son OMM'de bulunan mebuslardan oluşuyordu.

Mahmut Goloğlu, kitabına Hikmet Efendi'yi tanıtarak başlamış. Askeri Tıp Okulu öğrencisi Hikmet Efendi Askeri-Sivil bütün tıp öğrencileri adına Sivas Kongresi'ne İstanbul delegesi olarak katılan üç kişiden biriydi. İstanbul'dan gelen diğer iki delege İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuat Cebesoy'un babası) ve İsmail Hami Bey (Danişment) idi.

Sivas Kongresi'nde manda konusu görüşülürken Hikmet Efendi bizzat Mustafa Kemal'e şu sözleri sarfeder: "Delegeleri bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya, bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddederim. Mustafa Kemal'i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz."

Mahmut Goloğlu Hikmet Efendi'nin bir yıl kadar Ankara'da Mustafa Kemal'in emrinde bulunduktan sonra İstanbul'a giderek tahsilini tamamladığını belirtiyor. Bundan sonrası ilginç, Cumhuriyet yıllarında Hikmet Efendi Anadolu'da doktorluk yapmaktadır ancak Mustafa Kemal'i aramak hiç aklına gelmez hatta Mustafa Kemal kendi bölgesine geldiğinde dahi ortaya çıkmaz. Mustafa Kemal sofrasında eskileri anarken aklına Hikmet Efendi gelir, bulunup mebus yapılmasını emreder. Lakin Mazhar Müfit (Kansu) Mustafa Kemal'e Hikmet Efendi'nin öldüğünü söyler. M.K.Atatürk'ün ölümünden sonra Mazhar Müfit'le Hikmet Efendi'nin birgün sokakta karşılaştıkları ve Mazhar Müfit'in durumu aktarıp kendisinden özür dilediği belirtiliyor. Bu ayrılıkta Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin sonuç bildirgelerinde "Manda ve Himaye kabul edilemez" gibi bir maddenin aslında hiç olmamasının bir payı var mıdır doğrusu merak ediyorum.

Hikmet Efendi bize oğlu Orhan Boran'ı yadigar bırakarak 1945'te veremden ölür.


Yazının devamı
Banner from George Steinmetz

(*) Yavaş yürüyorum bela bana yetişiyor, hızlı yürüyorum ben belaya yetişiyorum.